Türk Otomotivinin Varlık Sınavı
Merhabalar,
Yıllardır ülkemizin ihracat şampiyonluğunu taşıyan, “Avrupa’nın üretim üssüyüz” sloganlarıyla övündüğümüz otomotiv sanayimiz, sessiz ama derin bir sarsıntı yaşıyor. Tam da bu günlerden geçerken sektörün duayenlerinden ve aynı zamanda meslekdaşım olan Renault Türkiye eski Ülke Başkanı Hakan Doğu bu hafta bir söyleşi yaptı. Söyleşideki ezber bozan değerlendirmeler, anlamamız gereken sert gerçekleri bir kez daha yüzümüze çarpmış oldu.
Hakan beyin mesajı çok net: Tarihimizin en büyük dönüşüm sancısını yaşıyoruz ve zaman aleyhimize işliyor.
Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat ve elektrikli dönüşüm başlıklarıyla uygulamaya koyduğu korumacı kararlar, “Made in EU” sınırlarını yeniden çiziyor. Ülkemiz bir zamanlar “içeride” görüldüğü bu ekosistemin hızla dışına itilme riskiyle karşı karşıya. AB, teşvik yöntemleriyle yeni nesil elektrikli taşıt üretimlerini kendi coğrafi sınırları içinde tutma gayretinde. Ülkemizdeki mevcut otomotiv üretim tesislerinin yeni nesil enerji kullanan yeni model yatırımları kapma şansı her geçen gün azalıyor.
Bununla da kalmıyor; küresel rekabette taşları yerinden oynatan Çin faktörü ve Uzak Doğulu üreticilerin Türkiye’de yatırım yapma iştahı, Avrupalı aktörlerin “masa altından müdahaleleriyle” akamete uğratılıyor. Hakan beyin Hyundai gibi mevcut devlere dahi yeni nesil taşıt üretimlerini AB sınırlarına kaydırma baskısı yapıldığı iddiası, jeopolitik satrançta ülkemizin ne kadar çetin bir kumpas içinde olduğunu gösteriyor.
Öte yandan, iç pazar dengeleri de sorunun bir başka boyutu. Üretimin yerlileşme oranı geriliyor. Yeni nesil ithal taşıtların iç pazarda ağırlığı artıyor. Mevcut makroekonomik ortamda taşıt üzerindeki vergileri düşürmenin zorluğu da sektör için ayrı bir dert. İhracat ve iç pazar kıskacında sıkışan yan sanayi ve ana üreticilerde başlayan işten çıkarmalar, geleceğinden endişe duyan kalifiye iş gücü, bu dönüşümün insani boyutunu da acı bir şekilde önümüze koyuyor.
Peki, bu durum karşısında ne yapmalıyız? Seyirci kalıp montajcılık rolünü de kaybetmeyi mi bekleyeceğiz?
Hakan beyin de söylediği gibi agresif ve cesur bir sanayi politikası izlememiz gerektiği açık. AB ile olan müzakere masasına sadece “tedarikçi” olarak değil, 2 milyonu aşan büyük bir iç pazar potansiyeli ve Çin-Avrupa hattında vazgeçilmez bir stratejik köprü olmamızın gücüyle oturmalıyız. Avrupa’nın Çin baskısını tek başına göğüslemesi bence olanaksız.
Türkiye olmadan oluşturulacak her korumacı duvar, eninde sonunda Avrupa sanayisine de zarar vermeye aday.
Günün sonunda tablo açık: Türk otomotiv sanayii orta ve uzun vadede varlık sınavı vermeye başladı. Artık cesaretle atılacak adımlar için kaybedecek tek bir saniyemiz dahi yok. Bunun farkında olalım, yeter.

