Otomobil Haber

Bana arabanı söyle sana kim olduğuna bir bakayım…. 

Mehmet Koca

Mehmet Koca

Bana arabanı söyle sana kim olduğuna bir bakayım…. 
Paranla gazoz olma, üreterek efsane olmayı dene…
Bakmayın Türkiye’de sonradan görme zenginlerin, ünlü modellerin, sosyal medya fenomenlerinin altlarındaki milyon dolarlık otomobillere.
Her bir markanın hikayesi, felsefesi var. Efsane modellerin, markaların üretim bantları yerine, kiminde babadan oğula geçen el emeği, birikim ve asırlık tecrübeli ustaların alın teri var.
Dünya’nın her yerinde onlarca, yüzlerce hatta binlerce müteahhit, konut kralı Ali Ağaoğlu bulmanız mümkündür. Ama felsefe, sosyoloji, psikoloji hatta mümkünse teoloji bilmeyen bir zenginin altında yakın zamana kadar Jaguar bulunması neredeyse imkansızdı. Jaguar gibi, Ferrari, Aston Martin, Lamborghini de parası olanlar için değil, hayata yenilik katanlar için üretir, insanlık için çılgınca fikirleri hayata geçirenlere otomobil üretirdi.
F1‘in efsane pilotları ile anılan markalar otomobil kültürü içinde saygınlığın simgesi haline gelmiştir. İngiliz pilot Stirling Moss, en çok yarış kazanan pilot olmasına rağmen hiçbir zaman podyum kürsüsüne çıkmamasına rağmen, yenilikçi ve rekabetçi kişiliği ile, şampiyonluk kürsüsüne çıkanların ve otomobil üreticilerinin her zaman saygıyla andığı usta olarak gönüllerde taht kurmuştur.
Kayıtlara geçen ilk Formula 1‘in şampiyonu İtalyan Nino Farina‘nın kullandığı Alfa Romeo, yıllarca piste çıkan bütün pilotların gözde markasıdır.
Parasını ödeyen herkes bugün bir Alfa Romeo satın alabilir belki ama Alfa Romeo felsefesini, kültür – sanat ve estetik kaygılarını, hatta İtalyan tarihi içindeki önemini bilmeyen bir sürücü koltuğunda oturduğu otomobilin içinde sıradan bir taksi müşterisinden farkı yoktur. O parasını ödediği kadar Alfa Romeo’ya sahip olabilir.
Quadrifoglio Verde; Yıllardır hemen hemen herkesin uğruna inandığı dört yapraklı yoncanın İtalyancası’dır. ilk Alfa Romeo, Ugo Sivocci için ‘RL’ modeli olarak geliştirildi. Kaderi daima ikincilik gibi görünen yarışçı Ugo Sivocci, zorlu Targa Florio yarışı öncesinde, şans getirmesi amacıyla, aracının üzerine bu sembolü boyatarak piste çıktı.. Kader mi, tesadüf mü, yoksa inanç mı? Bilinmez.. Dört yapraklı yonca bu kez yarışçıya şans getirdi ve Ugo Sivocci, 1923 yılında 14. Targa Florio’yu kazandı. Bu aynı zamanda Alfa Romeo’nun ilk yarış galibiyetiydi.
İlklere olan saygıya burada dikkatinizi çekmek istiyorum. Dört yapraklı yeşil yonca, o günden bu yana, efsaneyi ve en sportif otomobili çağrıştırmak adına, Alfa Romeo’nun yarış araçlarıyla özel seri binek modellerini süslemeye devam etti.
Hatta İtalyan Hava Kuvvetleri armasının halen bir parçası olan ve Birinci Dünya Savaşı’nda “10. Caproni Bombardıman Filosu”nun uçaklarını diğerlerinden ayıran bayrağın taşıdığı bu sembol daha sonra Alfa Romeo felsefesinin bir parçası haline geldi.
Petrol zenginleri için üretilen güçlü ve kaba saba kamyonet tipli otomobilleri bir kenara bırakacak olursak, batılı ülkelerde hala tarz araçlar, liderlerin, ruhunda lider vasfı taşıyanların tercihi olarak öne çıkıyor. Üretici şirketler bu araçların çok satmasını beklemezler. Bunlar prestij ve tarz otomobiller olarak sektörün tarihine kazınacak, isimlerini, markalarını ölümsüzleştireceklerdir.
1999 yılında Cenevre Otomobil Fuarı‘na damgasını vuran Alfa Romeo’nun Bertone, Bella modelleri bu yaklaşıma en güzel örnek olarak öne çıkar. Banka hesaplarında milyon dolarları bulunanların tarzından bi-haber olduğu bu iki model otomobil sanatının tasarım açısından zirvesi olarak kabul edilmişti.
Formula 1 pistlerine sadece canavar gibi güçlü motorlar, onları yöneten akıllı zeki çevik bir o kadar da karizmatik pilotlar çıkmıyor. Ve onlar asla ve asla zengin sponsorların paraları peşinde değiller. Formula 1 pistleri içinde zeka, kültür ve sanat, estetik, bilim, teknoloji, felsefe yarışıyor. Uygarlıkların birikimleri, sosyolojik farklılıkları pilotların içinden çıkıp geldiği toplumların tarihsel gücü saatte 200 KM hıza 7 saniyede ulaşabilme başarısını getiriyor.
Otomobil tutkusu, bazen marka şehvetine dönüşünce robotların ürettiği pahalı araçlar içinde tatmin edilen duygular anlamsız boş bakışlara dönüşüyor. Magazin sayfalarında okunup unutulan haberler içinde öne çıkan lüks araçlar, üçüncü dünya ülkelerinde çoğunlukla görgüsüzlüğün sembolü haline gelebiliyor. Uzun süre Avrupa dışına satış yapmamakta direnen ünlü otomobil şirketleri sizce haklı değil mi?
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ